Fotoğraf, içinde yaşadığımız üç boyutlu dünyanın iki boyutlu bir izdüşümüdür. Fotoğraf sadece eni boyu olan perspektifle derinlik kazanır. Fotoğraf makinesi, ise küçük bir kutu içine yerleştirilmiş birçok hassas mekanizmadan oluşmakta ve modern fotoğraf makinelerinin en büyük özelliği gittikçe otomatikleşerek daha rahat kullanılabilir hale gelmesidir.
Bu durum, fotoğraf makinesinin kullanımını kolaylaştırdığı gibi fotoğrafçılıkla ilgilenenlerin sayısını da arttırmaktadır.
Fotoğraf sözcüğünü 1839’da ilk kez Fransız Kütüphaneci Sir John Herschel kullanmıştır. Herschel’in Latince “photo” (ışık) ve “Graphein” (yazmak, çizmek) sözcüklerini birleştirerek elde ettiği “ışıkla çizmek” anlamındaki “Photographe” kabul görerek tüm dünyaya yayılmıştır.
Fotoğraf sözcüğünün bugün bile anlamca değişmemesinin temel nedeni görüntü oluşumu için ışığın zorunlu olmasıdır. Hem analog (filmli) hem dijital fotoğraf çekim ve baskı işlemlerinde görüntü oluşturulabilmesi için mutlaka ışık gerekir. Işık olmadan fotoğraf olmaz. Gece karanlığında çekilmiş aydınlık görüntüler, hastanelerde çekilen röntgen, ultrason görüntüleri gözümüzün duyum eşiği dışında kalan röntgen, kızılötesi, morötesi gibi ışınlarla çekilmektedir. Ancak bir fotoğrafın oluşması için ışığın yanında fiziksel, kimyasal,
optik, mekanik ve elektronik öğeler de bulunmalıdır.
Fotoğrafın Kavramı
Farklı kaynaklarca farklı biçimlerde tanımlanan fotoğrafı yukarıdaki kısa açıklamalardan da yaralanarak şu şekilde tanımlayabiliriz.
Fotoğraf, birçoğu gözle de görülebilen tüm maddi varlıkların görüntülerinin optik, mekanik, kimyasal, elektronik araçlar yardımıyla, ışığa duyarlı film, kâğıt ve dijital yonga gibi bir yüzey üzerine düşürülerek saptanmış haline denir.
Bu durum, fotoğraf makinesinin kullanımını kolaylaştırdığı gibi fotoğrafçılıkla ilgilenenlerin sayısını da arttırmaktadır.
Fotoğraf sözcüğünü 1839’da ilk kez Fransız Kütüphaneci Sir John Herschel kullanmıştır. Herschel’in Latince “photo” (ışık) ve “Graphein” (yazmak, çizmek) sözcüklerini birleştirerek elde ettiği “ışıkla çizmek” anlamındaki “Photographe” kabul görerek tüm dünyaya yayılmıştır.
Fotoğraf sözcüğünün bugün bile anlamca değişmemesinin temel nedeni görüntü oluşumu için ışığın zorunlu olmasıdır. Hem analog (filmli) hem dijital fotoğraf çekim ve baskı işlemlerinde görüntü oluşturulabilmesi için mutlaka ışık gerekir. Işık olmadan fotoğraf olmaz. Gece karanlığında çekilmiş aydınlık görüntüler, hastanelerde çekilen röntgen, ultrason görüntüleri gözümüzün duyum eşiği dışında kalan röntgen, kızılötesi, morötesi gibi ışınlarla çekilmektedir. Ancak bir fotoğrafın oluşması için ışığın yanında fiziksel, kimyasal,
optik, mekanik ve elektronik öğeler de bulunmalıdır.
Fotoğrafın Kavramı
Farklı kaynaklarca farklı biçimlerde tanımlanan fotoğrafı yukarıdaki kısa açıklamalardan da yaralanarak şu şekilde tanımlayabiliriz.
Fotoğraf, birçoğu gözle de görülebilen tüm maddi varlıkların görüntülerinin optik, mekanik, kimyasal, elektronik araçlar yardımıyla, ışığa duyarlı film, kâğıt ve dijital yonga gibi bir yüzey üzerine düşürülerek saptanmış haline denir.
FOTOĞRAF MAKİNELERİ
Fotoğraf denilen görüntüleri kaydedebilmek için fotoğraf makinesi dediğimiz “karanlık kut” ları kullanırız. Fotoğraf makinesi ya da kamera olarak adlandırılan karanlık kutular, aslında içlerinde bulunan filmin zarar görmesini önleyen araçtır. Makinelerin görevi, objektiften giren ışığı, film (ya da algılayıcı) dediğimiz kayıt düzlemi üzerine kontrollü bir şekilde düşmesini sağlamaktır. Üzerinde bulunan kontrol mekanizmaları (enstantane ve diyafram) sayesinde istenilen nitelikte görüntüler oluşturulur. Fotoğraf makineleri format,
yapı, marka, fiyat gibi farklılıklar taşısalar da ortak temel özelliklere sahiptir. Fotoğraf makinelerini tanımlamak için genel olarak üç kriter kullanılır. Bunlar, fotoğraf makinesinin kullanıldığı filmin boyutları, fotoğraf makinesinin sahip olduğu bakaç sistemi ve fotoğraf makinesinin netleme sistemidir. Günümüzde bu üç temel kriterin dışında dördüncü kriter olarak, görüntü kayıt sistemi de söz konusudur; yani kimyasal film kullananlar ile dijital fotoğraf makineleri ayrımı yapılmaktadır.
Temelde bütün makinelerde ortak olan özellikler aşağıda sıralanmıştır.
Işık geçirmeyen bir ortam
Görüntüleri üzerinde kaydedecek, ışığa duyarlı filmi tutacak bir düzlem,
Film üzerine düşen görüntünün bozulmasını engelleyecek bir mercek sistemi,
Işığa duyarlı film üzerine düşecek ışığın süre ve şiddetini kontrol edecek bir
mekanizma.
Film Boyutlarına Göre Fotoğraf Makineleri
Fotoğraf makinesi üretmek oldukça teknik ve son derece zor bir iştir. Fakat bundan daha da zor olanı, bu fotoğraf makinesinin kullanacağı filmleri üretmektedir. Film üretiminin zorluğu, üreticinin belirli boyutlarda film üretmeye yöneltmiştir. Yani filmler için birkaç tane boyut standardı getirilerek, üretimin yalnızca bu boyutlara uygun fotoğraf makineleri tasarlanmış ve üretmişlerdir.
Format adı verilen film boyutlarının, fotoğraf için çok önemli sonuçları vardır.
Oluşturmak istediğiniz görüntü için küçük boyutlarda bir film kullanırsanız bu filmden yapabileceğiniz kaliteli bir baskının boyutları da küçük olacaktır. Böyle bir filimden mutlaka büyük boyutta baskı istediğinizde ise keskinlik azalacak ve renkler birbirine girecektir. Bu yüzden fotoğraf makinesi alırken hangi amaçla kullanacağımızı ve en fazla hangi boyutta baskı yapmak istediğimizi biliyor olmamız gerekir. Küçük boyutlu bir filmden afiş yapılamayacağını bilmeliyiz. Öte yandan kartpostal büyüklüğünde baskılarla yetinilecekse
büyük formatlı bir film kullanmanın bize hiçbir anlamda bir şey kazandırmayacağını da bilmemizde yarar var.
Format adı verilen film boyutları ve bu formatları kullanan makine tipleri şöyle sıralanabilir;
Minyatür Makineler
Minyatür makineler amatörlerden çok profesyoneller tarafından kullanılır. İstihbarat gibi özel alanlarda kullanılan çok küçük boyda filmlerin takıldığı casus makinesi denen modeller dışında yine özel alanlarda tercih edilen piyasada bulunabilen türleri vardır. Bu tip makineler için üretilmiş yıkama ve baskı malzemeleri hala buluna bilmektedir. 110 film kullanan bu makinelerin özellikleri aşağıdaki gibidir.
Film : Son derece küçük boyutlu olmaları nedeniyle cebe, çantaya kolaylıkla
sığabilen bu tür fotoğraf makineleri, piyasaya ilk çıktıkları 1970’li yıllarda özellikle çocuklar
ve gençler tarafından ilgiyle karşılanmıştı. 110 koduyla anılan filmin çok küçük olan
boyutları (görüntü boyutu yaklaşık 7x11mm), makinelerin de boyutlarını oldukça
küçültmüştü.
Filmin kapalı bir kartuş içinde taşınıyor oluşu ve makineye kolay
takılması, kullanıcı için ideal çözümdür.
Ucuz olması nedeniyle tercih edilir.
Film boyutunun küçük olması nedeniyle 10x15 cm boyutlarındaki bir
baskıda bile görüntüde dağılma olur.
Bu tip makineler pek çok kalitesiz parçalar içerir.
Plastik objektifler, darbelere karşı çok dayanıksız plastik gövdeler ve film ilerletme mekanizmalarında yaşanan sorunlar nedeniyle, bu tür makinelerin üretimi 1980’lerin ortalarında sona erdi. Filmlerin üretimi bir süre daha devam etti; ancak günümüzde 110 formatında ‘taze’ film bulmak olanaklı değildir. Piyasada az miktarda kalmış olan ‘bayat’ film stoku da tükendiğinde, bu format tamamen tarihe karışacaktır.
Küçük Boy Makineler (35 mm)
35 mm’lik film hem fotoğraf hem de sinema alanında kullanılan 135 kodlu filmin yaygın olarak kullanılan adıdır. 1920 ‘lerin sonunda Leica firmasını kullandığı format olması dolayısıyla, Lecia format olarak ta bilinir.
Özellikleri
Hem amatör hem de profesyonel olarak en yaygın olarak kullanılan formattır.
24x36 mm’lik görüntü alanı, çok büyük olmayan (30x45 cm’ye kadar) baskılar için yeterlidir.
Bu formatta çok basit ve ayar gerektirmeyen modeller bulunduğu gibi, son derece ileri teknik özelliklerle donatılmış üst düzey modellerde bulunmaktadır.
Hem ayrı bakaçlı, hem de SLR modeller bulunmaktadır.
Sektörde en fazla modelin bulunduğu rekabetin en yoğun olarak yaşandığı formattır.
35 mm, fotoğrafa yeni başlayanlar için en uygun formattır. Çok çeşitli ürünler arasında, optik kalitesi en üst düzeyde, manüel ya da otomatik netlemeli, çok farklı ışık ölçüm ve poz lama sistemlerine sahip modeller de bulunmaktadır ve bu modeller, ileri amatör ve profesyonel kullanıcılar için çok uygundur. Ama sadece anı fotoğrafı çekmek amacında olan kullanıcılar için çok daha basit özelliklere sahip kompakt modeller de bulunmaktadır. APS makineler de bunlardan biridir.
Advanced Photo System (APS) Makineleri
Gelişmiş fotoğraf sistemi olarak 1996 yılında piyasaya süren APS fotoğraf makineleri, gerçekten ‘akıllı’ bir sistemin üyeleridir. Film kasetini makinenin içine yerleştirdiğinizde kendi kendine filmi sarıyor oluşu, film bitmeden kaseti çıkarmak istediğinizde kaçıncı karede kalmış olduğunuzu aklında tutması ve bu kaseti yeniden makineyi yerleştirdiğinizde kaldığınız kareye kadar filmi ilerletmesi gibi ‘akıllı’ özellikleri, film takma fobisi yaşayan kullanıcılar için çok çekici özelliklerdir.
Film boyutlarının nispeten küçük oluşu (görüntü alanı 16.7x30.2mm), çok kompakt tasarımların yapılabilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu da fotoğraf makinelerinin küçük olması cebe sığabilmesi, her çantaya girebilmesi demektir.
APS film sistemini kullanan fotoğraf makinelerinin çok çeşitli modelleri vardır.
Bunların bir bölümü hiçbir ayar gerektirmeyen bir yapıda olup yalnızca anı fotoğrafı çekmek isteyen kullanıcılar için uygundur.
Daha gelişmiş modellerde nispeten kaliteli objektifler kullanılarak otomatik netleme, zoom, flaş ve farklı pozlandırma programları yer almaktadır.
APS sisteminin en üst düzeyinde ise SLR bakaç sistemine sahip, nitelikli objektiflerin kullanıldığı ve hemen her türlü manüel ve otomatik ayarı bulunduğu modeller gelmektedir. Bu tür modeller, 35mm’lik SLR
modeller ile hemen hemen aynı özelliklere sahiptir.
Kullanılan malzemeler darbelere karşı dayanıksızdır
APS film kullanan fotoğraf makinelerinin C, H ve P olarak üç değişik oranda görüntü üretebiliyor oluşları ilgi çekicidir. Dikdörtgen görüntülerin en/boy oranları şu şekildedir:
C formatında 3/4
H formatında 2/3
P formatında 1/3
Bu sistemin kullanıldığı filmin küçük boyutları nedeniyle, çekilen fotoğrafların kaliteli olarak büyük boyutlarda basılabilmesi olanaklı değildir. Bu sistemin hedef kitlesi, fotoğrafçılıktan fazla anlamadığı halde ‘pozlama ve netlik‘ sorunu olmayan fotoğraflar çekmek isteyen kişilerdir.
Orta Format Film Kullanan Makineler
35 mm filmin boyutları 2,4 cm x 3,6 cm iken orta format filmler 4.5x6 cm, 6x6 cm, 6x7 cm, 6x8 cm, ve 6x9 cm gibi boyutlarındadır.35 mm filme göre daha fazla büyütme imkanı vermektedir. Bu da daha büyük boyutta (örneğin poster) kaliteli baskıların yapılabilmesini sağlar. Tek film formatı yoktur. Çünkü orta format film ile çalışırken, film boyutu tek format ile sınırlı değildir. Literatürde 120 roll film diye geçen orta format filmin
eni 6 cm’dir. Dolayısıyla kullanılan film magazinine göre boyu istenen ebatta kullanılabilir.
Siz hangi boyutta film magazini ile fotoğraf çekerseniz, kare sayısı çekeceğiniz boyuta göre değişecektir.
Örnek; 6 x 4,5 cm boyut için roll filmden 16 kare (bazı magazinlerde bu sayı 15 olabilir) 6 x 6 cm boyutunda görüntü istersek 12 kare, 6 x 7 cm boyutunda görüntü istersek 10 kare, 6 x 9 boyutunda görüntü istersek 9 kare fotoğraf çekebiliriz.
Çift (TLR ) ya da tek objektifli refleks (SLR ) modelleri bulunur. Bu makineler çoğunlukla kutu görünümüne sahip olup daha önce sözünü ettiğimiz modellerden daha büyük ve daha ağırdır. Daha çok profesyonel stüdyo çekimleri için tasarlanmışlardır, bu yüzden amatör kullanıcıların sürekli yanlarında taşıyamayacağı kadar hantal olduğundan sehpa üzerinde kullanılır ve diğer tür makinelere göre daha pahalıdır. Orta format film kullanan fotoğraf makinelerinin objektiflerinin değişmesi kadar çoğu modelin film taşıyıcı ‘magazin’ lerinin değişmesi de önemli özelliklerindendir. Yani magazinine renkli film yerleştirilmiş bir makinede, siyah-beyaz film takılabilir ve yalnızca magazinlerin yeri değiştirilerek istenen film kullanılabilir.
Roll film ile kullanılan fotoğraf makinelerini magazini değişen ve değişmeyen olarak iki tipe ayırabiliriz.
Film Magazini Değişmeyen Makineler : Çift objektifli refleks (TLR) fotoğraf makinelerin görüntüleri kare şeklindedir ki bazı kimselere göre kompozisyon bakımından çok faydalı, bazılarına göre ise sakıncalıdır. Bu fotoğraf makinelerinin sakıncaları vardır. Örneğin; Sadece 120 Roll film kullanır ve 35 mm’lik fotoğraf makinelerine göre daha ağırdır ve çekim anında fotoğrafçının hızını keser.
Film Magazini Değişebilen Makineler : Bu fotoğraf makinelerine 35 mm SLR fotoğraf makinelerinden çok fazla bir farkı yoktur. Objektiflerinin değişmesi kadar, film taşıyıcı “magazin”in değişmesi en önemli özelliklerindendir ve çekimde çok büyük kolaylıklar sağlar. Magazinler kolaylıkla takıp çıkarılabilir. Bir değişim sırasında filmin ışık almasını önleyecek metal sürgülü bir levha (dark slayt) bulunur. Fotoğraf makinesine takılmamış yedek magazinlere renkli veya siyah beyaz filmler yerleştirmek, değiştirme sırasında kolaylık sağlar.
Ayrıca, anında görüntü veren filmlerin takılabileceği bir magazin (poloraid back)sayesinde ışıklandırma kontrolünün zor olduğu adımlarda sonucu önceden görme ve hataları telafi etme imkanı verir.
2.1.4. Büyük Format ( Plan ) Film Kullanan makineler
Plan (sheet) film kullanan makineler 4x5 inç (10x12.5 cm) ve 8x10 inç (20x25 cm) film kullanır ve ‘teknik kamera’ ya da ‘körüklü atölye kameraları’ olarak ta adlandırılır. “Erit film” değil tabaka şeklinde satılan plan film kullanılıyor oluşları, peş peşe çekim yapmayı imkansız hale getirir. Bu nedenle yalnızca mimari ve ürün çekimi konularında kullanılır. Ağır yapıları gereği, bir tripod ya da başka ayak üzerinde bulunmak zorunda oluşları, onları neredeyse taşınamaz yapar. Objektifleri ve hareketli parçaları, yüksek kalitede büyük görüntüler alacak şekilde geliştirmişlerdir. Körüklü gövde yapıları sayesinde görüntü eksenini kaydırma ve bükülme gibi özel hareketleri yapabilir; bu sayede perspektif düzeltmeler ve çeşitli alan derinliği etkileri yapılabilir. Çok pahalı ve çok ağır olmaları, yalnızca ve yalnızca profesyonel alanda kullanılmalarının temel nedenidir.
SLR Makineler
Üst bölümde yer alan çıkıntılı prizma yuvası ve ön cephesinde vizör penceresinin olmayışı ile tanınan modellerdir. Bunlar tek objektifli, görüntüyü ayna yardımı ile yansıtan (Single Lens Refleks) refleks makinelerdir. SLR makinelerde objektiften filme ulaşan görüntü tam olarak görülebildiği için kompozisyon ve netleme kolayca yapılır.
Objektif ve film arasında ışığın geçtiği yol üzerinde 45 0 açı ile yerleştirilmiş olan ayna ve hareket edebilir bir yapıya sahiptir ve deklanşöre basıldığı anda yukarı kalkar. Bu sırada filmin önündeki örtücüde açılır. Bu şekilde ışık, arkada buluna filme ulaşır ve poz lama gerçekleşir. Ama bu sistem de mükemmel değildir ve küçük bir problemi vardır.
Aynanın yukarı kalkması gözümüze görüntünün ulaşmaması anlamına gelir. Ancak çekilen fotoğrafların çok büyük bir bölümünde, poz lama süresi bu karanlık anı anlayamayacağımız kadar kısadır. Yani göz kırpmak kadar kısa bir süre içinde gerçekleşen bu ‘görüntü kaybı’ ciddi bir problem yaratmaz. Yalnızca, uzun süreli poz almalarda (gece çekimlerinde) bu durum ciddi bir sorun haline gelebilir. Ama gece çekimlerinde sahip olduğu problemlerin çokluğu düşünüldüğünde, ‘görüntü kaybı’ da kabul edilir bir problemdir.
Bakaç sisteminin üstünlüğü, değiştirilebilir objektiflerinin çeşitliliği ve aksesuarlarının zenginliği, SLR makinelerin hemen hemen her konuda en kullanışlı makine tipi olmasını sağlamıştır. Son derece modüler bir yapıya sahip olan SLR makinelerde hemen her türlü objektif, filtre ve flaş kullanılabilir.
En kullanışlı fotoğraf makineleri olan tek objektifli ve refleks makinelerin (SLR’lerin) çokluğu 35 mm formatta (135) olmasına karşın orta format (120) ve APS film kullanan modelleri de bulunmaktadır. SLR makinelerde netlik, diyafram ayarları, objektiflerin ya da çeşitli aksesuarların yarattığı etkiler, görsel olarak kontrol edilir. Bu nedenle, fotoğrafla ciddi olarak ilgilenenler için en uygun bakaç sistemi SLR’dir.
TLR Makineler
Twin Lens Reflex olarak da adlandırılan bu fotoğraf makineleri, filmin üzerine düşen görüntünün, vizör mat camından aynen görünmesi ve iyice incelenmesi, netlik ayarının titizlikle ayarlanabilmesi, mat vizör camından görüntünün fotoğraf çekerken ve çektikten sonra da kaybolmaması nedenleriyle tercih edilen bir fotoğraf makinesi tipi oldu. Çünkü SLR tipi fotoğraf makinelerinde deklanşöre basıldığında, seçilen örtücü hızı kadar konuyu vizörde kaydederiz. Çünkü görüntüyü vizöre ulaştıran 45 derece ile objektifin arkasında bulunan ayna yukarı kalkarak görüntünün gitmesini sağlar. Bu aşamada vizörde görüntü kaydolur. TLR tip fotoğraf makinelerinde bu dezavantaj önlenmiştir. Çift objektifli refleks fotoğraf makinelerini, üst üste konulmuş iki fotoğraf makinesi gibi düşünebiliriz. Bu iki fotoğraf makinesinden biri, netlik ve çerçeveleme ayarının yapılmasına diğeri ise konunun film duyarkatı üzerine aktarılmasına yarar. Üstteki objektifin karşısına 45 derece açı ile bir ayna yerleştirilmiştir. Bu ayna sabittir. Bu ayna görüntüyü fotoğraf makinesinin üst tarafında bulunan vizör mat camına yansıtır. Bu yansıma sayesinde, görüntü stüdyo makinelerindeki gibi baş aşağı değil, düz olarak görülür.
TLR makinelerin büyük bir bölümde objektif gövdeye sabitlenmiştir ve değiştirilme şansı yoktur. Günümüzde artık üretilmeyen bu bakaç sistemi yalnızca orta format film kullanan sınırlı sayıda modelde kullanılmıştır. Oldukça kompakt bir yapıda son derece kaliteli optiklerin kullanıldığı TLR makineler, değiştirilebilir magazine sahip olmamaları yüzünden gözden düşmüşlerdir.
Netleme Sistemine Göre Küçük Boy Fotoğraf Makineleri
Konunun uzaklığına bağlı olarak film düzlemi üzerine düşen görüntü de net ya da flu olarak belirecektir. Konunun net olarak kaydedilebilmesi için makine sisteminin ya da kullanıcının çabası gerekir. Sahip oldukları netleme sitemlerine göre fotoğraf makineleri üç kategoride sınıflandırılır.
Auto Focus Makineler
Günümüzde üretilen pek çok makine, kendi kendine netlik yapabilme (auto focus) özelliğine sahiptir. Deklanşöre yarım basıldığında harekete geçen küçük bir elektrik motoru, bakacın merkezinde bulunan küçük dikdörtgen alanın gördüğü cisme otomatik olarak netlik yapılmasını sağlar. Auto Focus (AF) makineler, istendiğinde manüel olarak da kullanılabilir. Manüel netleme gerektiren modellerden tek farkı, buzlu cam kullanmıyor oluşlarıdır. Bu şekilde fotoğrafçının gözüne ulaşan görüntünün daha berrak olduğu söylenebilir. Netlemenin el ile yapılması durumunda, elektronik bir ‘uzaklık ölçer’ netlemeye yardımcı olacak bilgiler
verir. Hem refleks, hem de ayrı bakaçlı AF modelleri vardır. Temelde üç tip auto focus sistem vardır.
İnfra-red ışınlar yardımıyla
Ultrasonic ses dalgaları yardımıyla
Ton farklarına (kontrasta) duyarlı detektörler yardımıyla çalışanlar.
Özellikleri
Ergonomik tasarım
Gelişmiş ışık ölçüm sistemleri (spot, partial, matrix, vb.)
Çok çeşitli poz lama program seçenekleri (A,S,P, vb.)
Hızlı motor (filmin ileri ve geri sarma mekanizması )
Berrak vizör (manüel makinelerdeki buzlu cam görüntüsü, AF makinelerde yoktur.)
LCD ekranlar sayesinde hem makine üzerinde hem de vizörde anlaşılır bilgi panelleri
Hafiflik (hem gövde, hem de objektifler manuel modellere göre daha hafiftir.
Aksesuar zenginliği
Dezavantajları
Darbelere karşı daha az dayanıklı olmaları
Manüel modellere göre daha yüksek pil bağımlılığı
Manuel Netleme Gerektiren Makineler
Objektif üzerinde el ile ayarlanabilen (manüel) bir netleme halkası bulunan ve genellikle objektifi değişebilen modellerdir. Netleme halkasının saat yönünde ve saat yönünün tersinde çevrilmesiyle objektif içinde yer alan bir grup mercek ileri ve geri hareket ederek netliği sağlar.
Netleme Gerektirmeyen Makineler
Bu sınıfa giren modeller, ‘fotoğrafçılık’ yapmak için uygun olmayan makinelerdir. Çünkü fotoğrafçılığın en temel özelliklerinden biri olan netlemenin bile yapılamadığı bir araçla diğer fonksiyonların da kullanılması söz konusu değildir. Netleme gerektirmeyen makinelerin 110, APS ve 35 mm’lik film kullanan modelleri vardır. Fotoğraf makinelerinin en ucuz ve en az nitelikleri olan ‘bas-çek’ dediğimiz modellerdir. Netleme gerektirmeyen (focus free) makinelerin çalışma prensibi şöyledir: Geniş açılı ve kısık diyaframlı sabit bir objektife sahiptirler. Yani net alan derinliği fazla olan objektifleri vardır. Konuya çok yakınlaşmak (1 mm’den daha çok yakınlaşmak ) konunun netsiz görünmesine yol açar. Bu tasarımın en büyük handikapı, sahip olduğu kısık diyafram değeri nedeniyle ışık geçirgenliğinin çok az oluşudur. Bu da objektifin çok miktarda ışığa
gereksinim duyması demektir. Özellikle iç mekân çekimlerinde flaş ışığı kullanmak zorunludur.
Dijital Makineler
SLR ve ayrı bakaçlı modelleri bulunan dijital fotoğraf makinelerinin, kimyasal film kullanan makinelerden en önemli farkı, görüntüyü kaydetmek için film yerine manyetik bir ortam kullanmasıdır. Geleneksel makinelerde bulunan kimyasal film yerine, CCD ya da CMOS olarak adlandırılan görüntü algılayıcılar ve bir de manyetik saklama ortamı bulunur. Bunun dışındaki her şey (optik düzenek, vizör, diyafram, obtüratör, v.b.), film kullanan makinelerle aynıdır.
Görüntü algılayıcılar, üzerlerine düşen ışık ışınlarını elektrik akımına çeviren aygıtlardır ve yüzeylerindeki küçük algılayıcıların dizilim sıklığı ‘çözünürlük’ olarak tanımlanır. Yüksek çözünürlüklü bir CCD’nin üzerinde çok sayıda minik algılayıcı bulunur ve bu sayede daha küçük ayrıntıları kaydedebilir. Çözünürlüğü yüksek olan bir dijital fotoğraf makinesi, daha büyük boyutlarda kaliteli baskıların yapılabilmesine olanak verir.
Manyetik bellek kartlarında saklanan görüntüler bilgisayara aktarılarak üzerinde değişiklik yapılabilir ve yazıcılardan çıkış alınabilir.
Oluşturulan görüntünün anında görülebilmesi, kısa sürede basılabilmesi ve çok kısa sürede uzak mekanlardaki bilgisayarlara iletilebilmesi gibi olumlu özellikleri nedeniyle son yıllarda en çok tercih edilen fotoğraf makineleridir. Standart boyutta bir film kullanma zorunluluğu olmadığından, yani çok farklı boyutlarda algılayıcılar üretilebildiği için, farklı boyutlarda ve farklı tasarımlarda dijital fotoğraf makineleri üretilebilmektedir.
CCD
Kimyasal film kullanan fotoğraf makineleri için film ne demekse dijital fotoğraf makineleri içinde, algılayıcı film demektir. Yani görüntünün oluştuğu yüzeyin adıdır. Bu yüzey minik gözler dizisinden oluşmuştur ve üzerlerine düşen ışığı elektrik akımlarına çevirirler. Bir işlemci taraf anıdan işlenerek düzenlenen sinyaller daha sonra manyetik bir ortama kaydedilirler. Algılayıcıların üzerinde bulunan minik gözlerin dizilim sıklığına çözünürlük denir.
Bu gözler aslında renkli görme yeteneğine sahip değildir, yalnızca parlaklık farklılıklarını algılayabilirler. Ancak her bir gözün önüne yerleştirilen renk filtreleri sayesinde bu renge ait birleşenler kaydedilir. Bu şekilde oluşturulan her bir görüntü birimine piksel denir. Dijital fotoğraf piksellerden oluşan bir görüntüdür. Bir fotoğrafın yalnızca çözünürlüğünden söz etmekte aslında yeterli değildir. Çünkü görüntünün boyutlarının da
çözünürlük kadar önemi de vardır. Bu yüzden bir dijital fotoğraftan söz ederken hem boyutlarına hem de çözünürlüğünü belirtmek en doğru yaklaşımdır örneğin 10x15cm 300 dpi’dır.
Bellek Kartları
Algılayıcılar tarafından algılanan ışık elektrik sinyallerine dönüştürülür ve analog çeviriciler tarafından dijital olarak kodlanırlar. Bir işlemci bu kodların tümünü düzenler ve her bir piksele ait konum, renk tonu, parlaklık ve doygunluk değerlerini işleyerek saklama birimine gönderir. Günümüzde çok farklı tasarım ve boyutlarda bellek kartları bulunmaktadır. Bunlardan kimisi daha küçük, kimisi daha hızlı veri aktarabilen, kimisi daha
az enerji tüketen, kimisi daha uzun ömürlü, kimisi de ucuz olma özelliklerini taşımaktadır. Bütün bu olumlu özelliklerin hepsini birden taşıyan bir bellek kartı ne yazık ki yoktur. Bir dijital fotoğraf makinesi alırken nasıl çözünürlük, optik özellikleri, ergonomisi gibi özelliklere bakarak karar veriliyorsa bellek kartının türüne de dikkat etmek gerekir. Dijital verilerin birimi “byte” olduğundan bellek kartlarının da kapasiteleri bayt cinsinden belirlenir.
Veri birimi olarak kullanılan byte’ların katları şu şekilde belirlenir.
1Kilobyte(KB) = 1024 byte
1Megabyte(MB) =1024KB=1,048,576byte
1Gigabyte(GB)=1024 MB=1,073,741,824byte
Kartın kapasitesini verimli kullanabilmek amacıyla fotoğraf makinesinin kayıt formatını JPEG’in en yüksek sıkıştırma düzey,ne yükseltmek ise akla gelen ilk yöntemdir.Ancak görüntü kalitesinden ciddi bir fedakarlık
anlamına gelen bu yöntem fotoğraf makinesini gerçek performansının çok altında çalıştırmak demektir.Bu mantıktan hareket ile gereksinim duyduğunuz kapasitede bir kart almanız gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder